Doğru veriler baz alınarak kullanılan Taylor
kuralı genellikle en optimum sonucu verir. Merkez Bankası bu kuralın da
gerektirdiği hedef faize (%20.21) yakın bir politika faizi (%19.75) belirledi.
Gecelik borç verme faiz oranını ise %21.25’te tuttu. Bu durum yatırımcının TL
varlıklarda beklemeye devam etmesine neden oldu; hatta bono, tahvil gibi faiz
getirili varlıklara ek girişlerin olması kur üzerinde baskı oluşturarak TL’nin
değer kazanmasına yol açtı.
Faiz düşmesine rağmen TL cinsinden varlıklara girişlerin neden gerçekleştiğini anlayabilmemiz için küresel çapta beklentilerin değişiyor olduğunu görmemiz gerekir. Geçtiğimiz haftalarda FED başkanı Powell’in yaptığı açıklamalar FED’in 25 baz puanlık bir faiz indirimi yapabileceği izlenimini yaratmıştı. Bu açıklamalar sonrasında piyasalarda faiz getirili varlıklardan sermaye piyasalarına ve daha yüksek faiz getirisi vaadeden gelişmekte olan ülkelerin para piyasalarına geçişler oldu. S&P 500, Dow gibi endeksler tarihi zirvelerini test ederek rekor kırarken gelişmekte olan ülkelerin piyasalarına da tahvil alımı yoluyla kısa vadeli sıcak para girişleri oldu. BIST 100 endeksi 102,000 seviyelerine ulaştı, dolar kuru 5.57 seviyelerine kadar düştü.
Faizin düşürülme beklentisi kısa dönemde piyasalarda pozitif bir hava yaratsa da orta-uzun vadede potansiyele dönülecektir; fakat Merkez Bankası’nın 425 baz puanlık faiz indiriminin ardından TL’nin neden değer kazanmaya devam ettiğini açıklamak gerekmektedir. İki nedenden dolayı TL değer kaybetmiyor ve ikinci neden TL’nin daha da değerlenmesini sağlıyor.
1) FED’in faiz indireceği beklentisi.
Faiz düşmesine rağmen TL cinsinden varlıklara girişlerin neden gerçekleştiğini anlayabilmemiz için küresel çapta beklentilerin değişiyor olduğunu görmemiz gerekir. Geçtiğimiz haftalarda FED başkanı Powell’in yaptığı açıklamalar FED’in 25 baz puanlık bir faiz indirimi yapabileceği izlenimini yaratmıştı. Bu açıklamalar sonrasında piyasalarda faiz getirili varlıklardan sermaye piyasalarına ve daha yüksek faiz getirisi vaadeden gelişmekte olan ülkelerin para piyasalarına geçişler oldu. S&P 500, Dow gibi endeksler tarihi zirvelerini test ederek rekor kırarken gelişmekte olan ülkelerin piyasalarına da tahvil alımı yoluyla kısa vadeli sıcak para girişleri oldu. BIST 100 endeksi 102,000 seviyelerine ulaştı, dolar kuru 5.57 seviyelerine kadar düştü.
Faizin düşürülme beklentisi kısa dönemde piyasalarda pozitif bir hava yaratsa da orta-uzun vadede potansiyele dönülecektir; fakat Merkez Bankası’nın 425 baz puanlık faiz indiriminin ardından TL’nin neden değer kazanmaya devam ettiğini açıklamak gerekmektedir. İki nedenden dolayı TL değer kaybetmiyor ve ikinci neden TL’nin daha da değerlenmesini sağlıyor.
1) FED’in faiz indireceği beklentisi.
2) Türkiye’de faizlerin yıl sonuna kadar daha da düşeceği
beklentisi.
FED faiz indirir ise faiz getirili varlıklardan reel
sektörlere geçiş başlar ve bir miktar da gelişmekte olan ülkelerde hala yüksek
seyretmekte olan faiz getirili varlıklara yatırım gelir. Bu durum gelişmekte
olan ülkelerin risk primlerine ve ABD ile olan ilişkilerine bağlı değişmekle
birlikte, Türkiye şu sıralar buradan fayda sağlamış gibi görünüyor. İlişkiler
yolunda, risk primi hala yüksek ama enflasyon düştüğünden risk priminin de düşeceğine
inanç hakim ve en önemlisi faizlerin orta-uzun vadede düşeceği beklentisi
oluşmuş durumda.
TL’nin değerleniyor olmasını John F. Muth’un ortaya attığı Rational Expectation Theory (Rasyonel Bekleyiş Teorisi) ile açıklamak mümkün. Şöyle ki, eğer ekonomik birimler faizlerin gelecekte düşeceği kanısını taşıyorlarsa bu beklenti ile hareket edip TL varlıklar gibi reel faizin hala yüksek olduğu varlıklara giriş yaparlar; çünkü faiz düştükçe yüksek faizden girdikleri ve ellerinde tuttukları bono ve tahvil fiyatları gelecekte artacaktır. Burada aldıkları risk şüphesiz TL’nin değer kaybı riski; fakat bu riski türev piyasalarda hedge ederek getirilerini sabitleme imkanları var. Ayrıca piyasada varolan tüm bilgiyi kullandıklarında rasyonel davranmalarının gerektirdiği adımı aynı zamanlarda atacaklarından dolayı girmiş oldukları varlıklardaki fiyat hareketlerini beklentileri doğrultusunda değiştirebilirler.
Kısacası, TL’nin değer kazanmasının altında yatan temel faktör faizin düşmeye devam edeceği beklentisi ile bono ve tahvil piyasasına gelen yatırımlardır. Bu beklenti döviz mevduatlardan TL mevduatlara geçişi hızlandırdığı için ve dövizin bollaşmasını sağladığı için TL’nin değerinin kısa dönemde artmasına katkı sundu. Eğer beklentimiz enflasyonun ve dolayısıyla faizlerin orta-uzun vadede düşmeye devam edeceği yönünde ise, bu operasyondan (bono ve tahvil ihracı) toplumsal fayda mı yoksa zarar mı çıkacak onu zaman gösterir. Son olarak vurgulamak istediğim ve hiç unutmamamız gereken bir şey var: Ekonomide doğrular yoktur; tercihler ve bu tercihlerin maliyetleri vardır.
TL’nin değerleniyor olmasını John F. Muth’un ortaya attığı Rational Expectation Theory (Rasyonel Bekleyiş Teorisi) ile açıklamak mümkün. Şöyle ki, eğer ekonomik birimler faizlerin gelecekte düşeceği kanısını taşıyorlarsa bu beklenti ile hareket edip TL varlıklar gibi reel faizin hala yüksek olduğu varlıklara giriş yaparlar; çünkü faiz düştükçe yüksek faizden girdikleri ve ellerinde tuttukları bono ve tahvil fiyatları gelecekte artacaktır. Burada aldıkları risk şüphesiz TL’nin değer kaybı riski; fakat bu riski türev piyasalarda hedge ederek getirilerini sabitleme imkanları var. Ayrıca piyasada varolan tüm bilgiyi kullandıklarında rasyonel davranmalarının gerektirdiği adımı aynı zamanlarda atacaklarından dolayı girmiş oldukları varlıklardaki fiyat hareketlerini beklentileri doğrultusunda değiştirebilirler.
Kısacası, TL’nin değer kazanmasının altında yatan temel faktör faizin düşmeye devam edeceği beklentisi ile bono ve tahvil piyasasına gelen yatırımlardır. Bu beklenti döviz mevduatlardan TL mevduatlara geçişi hızlandırdığı için ve dövizin bollaşmasını sağladığı için TL’nin değerinin kısa dönemde artmasına katkı sundu. Eğer beklentimiz enflasyonun ve dolayısıyla faizlerin orta-uzun vadede düşmeye devam edeceği yönünde ise, bu operasyondan (bono ve tahvil ihracı) toplumsal fayda mı yoksa zarar mı çıkacak onu zaman gösterir. Son olarak vurgulamak istediğim ve hiç unutmamamız gereken bir şey var: Ekonomide doğrular yoktur; tercihler ve bu tercihlerin maliyetleri vardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder